<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.hastaliklar.gen.tr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hastaliklar.gen.tr</link>
	<description>Hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında herşey.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 00:56:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>saçkıran</title>
		<link>http://www.hastaliklar.gen.tr/sackiran.html</link>
		<comments>http://www.hastaliklar.gen.tr/sackiran.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 00:56:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemile</dc:creator>
				<category><![CDATA[cilt hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hastaliklar.gen.tr/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Saçkıran hastalığı 
Bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle, mantar ve bakterilerle mücadele edemeyecek durama  gelmesi ile birlikte, erkeklerde sakal ve saçlarda,  bayanlarda ise saçlarda oluşan bulaşıcı bir hastalıktır.
Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. Alopesi areatada ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-medium wp-image-232 alignleft" style="border: 0pt none; margin: 4px;" title="saçkıran" src="http://www.hastaliklar.gen.tr/wp-content/uploads/2010/03/saçkıran-216x265.jpg" alt="saçkıran" width="223" height="264" /><strong>Saçkıran hastalığı </strong><br />
Bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle, mantar ve bakterilerle mücadele edemeyecek durama  gelmesi ile birlikte, erkeklerde sakal ve saçlarda,  bayanlarda ise saçlarda oluşan bulaşıcı bir hastalıktır.<br />
Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. <strong>Alopesi areatada</strong> ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşır.Saçkıran hastalığının tıptaki ismi <strong>alopesi areatada</strong> dır.</p>
<p><strong>Saçkıran Hastalığının nedeni</strong><br />
Alopesi areata otoimmun bir hastalıkdır. <strong>Otoimmun</strong> hastalıklarda bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan <strong>lenfosit</strong> denen hücreler<strong> sitokin</strong> diye adlandırılan kimyasallar salgılarlar ve bu da saçlarda dökülmeye neden olur.Saçkıran hastalığı stresle alakalı olabilir.</p>
<p><strong>Saçkıran Hastalığı genetikmidir ?</strong><br />
Alopesi areata ailenin bir bireyinden fazlasında görülebilir veya ailenin diğerlerinde pernisiyöz anemi ve vitiligo gibi diğer immun hastalıklar bulunabilir.</p>
<p><strong>Saçkıran Hastalığı bulaşıcı mıdır?</strong><br />
Alopesi areata bulaştırıcı değildir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşabilmektedir.</p>
<p><strong> Saçkıran hastalığı belirtileri</strong><br />
Alopesi areata belirgin bir rahatsızlık vermediği için, genellikle berberler tarafından saptanır. Saçın büyümesi durur ve kökünden ayrılır. Alpopesi areata üç evre gösterir. İlk olarak saçlar aniden dökülür, sonra dökülen alanda genişleme olur. Son olarak da saçlar başlangıçta renkleri beyaz veya gri olarak çıkmaya başlarlar. Bu ayları hatta yılları alabilir. Yeni kıllar çıkarken diğerleri dökülebilir.<br />
Etkilenen hastaların %5 ine kadar olanında tüm saçlar dökülebilir. Bu duruma <strong>alopesi totalis</strong> denilir ve çok uzun sürebilir. Hastaların %1 inden azında vücut kılları tamamiyle dökülür, bu durum <strong>alopesi üniversalis</strong> olarak bilinir. Saçkıran hastalığı fiziksel rahatsızlığa neden olmaz,  fakat psikolojik olarak hastayı etkiler<br />
<strong>Saçkıran tedavisi</strong><br />
Ne yazık ki hastalıkta kesin çözüm sağlayabilecek tedavi yoktur. Hastalık yavaş bir şekilde kendiliğinden iyileşebilir. Bazen yeni gelen saçlar beyaz veya gri renktedir, daha sonra orijinal renklerine dönerler.<br />
Saçsız alana <strong>kortizon</strong> enjekte edilmesi saçların çıkışını hızlandırabilir. Bu tedavi intralezyonel kortizon enjeksiyonu olarak bilinir. Saçlardaki yeniden büyüme sadece enjeksiyon yapılan yerde görülür. Bu tedavi yeni alanlarda saç dökülmesini engellemez. Bununla beraber saçlar çıkmaya başlarsa ilave olarak yapılan enjeksiyonlar saçların çıkmasına yardımcı olur.<br />
Hastalığın tedavisinde bir çok farklı alternetif yöntem kullanılır. Fakat bu tedavilerin sonuçları değişkendir. Bazı losyonların kullanılması bazı kişilerde saçların çıkmasına neden olmaktadır. Bu amaçla kortizonlu ilaçlar veya <strong>minoksidil</strong> ve tahriş edici bir ajan olan ditranol kullanılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hastaliklar.gen.tr/sackiran.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kızıl</title>
		<link>http://www.hastaliklar.gen.tr/kizil.html</link>
		<comments>http://www.hastaliklar.gen.tr/kizil.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 00:03:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemile</dc:creator>
				<category><![CDATA[cilt hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hastaliklar.gen.tr/?p=228</guid>
		<description><![CDATA[Kızıl hastalığı 
Boğaz da ve bademciklerde bulunan mikropların, öksürükle aksırıkla birlikte bulaşıcı bir hal alarak vücuda yayılan enfeksiyon türü hastalıktır. Vücutta yaygın, kırmızı lekeler çıkmasıyla kendisi­ni gösteren mikroplu ve bulaşıcıdır.
Kızıl Hastalığı Nedenleri
Kızılı yapan mikrop uzun müddet meçhul kal­mıştır. Nihayet kızıla tutulmuş hastaların boğaz ve bademcik­lerinde ufak, yuvarlak ve mik­roskop altında zincir şeklinde görülen  Streptokok dedikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-229" style="margin: 4px;" title="kızıl" src="http://www.hastaliklar.gen.tr/wp-content/uploads/2010/03/kızıl-265x265.jpg" alt="kızıl" width="265" height="265" /><strong>Kızıl hastalığı </strong></p>
<p>Boğaz da ve bademciklerde bulunan mikropların, öksürükle aksırıkla birlikte bulaşıcı bir hal alarak vücuda yayılan enfeksiyon türü hastalıktır. Vücutta yaygın, kırmızı lekeler çıkmasıyla kendisi­ni gösteren mikroplu ve bulaşıcıdır.</p>
<p><strong>Kızıl Hastalığı Nedenleri</strong><br />
Kızılı yapan mikrop uzun müddet meçhul kal­mıştır. Nihayet kızıla tutulmuş hastaların boğaz ve bademcik­lerinde ufak, yuvarlak ve mik­roskop altında zincir şeklinde görülen  <strong>Streptokok</strong> dedikleri bir mikrobun mevcut olduğu ve hastalığı bu mikrobun yaptığı anlaşılmıştır. Bu mikrop hastaların bo­ğaz ve bademciklerinde yerleşip iltihaplar yapmakta ve oradan bir yılan gibi saldığı zehirleri bütün vücuda göndererek hasta­lığı hâsıl etmektedir. Kızıla herkes tutulmaz. Ba­zı kimselerde bu hastalığa karşı özel bir mukavemet mevcut ol­duğu, bazılarında ise, bunun tersine olarak, kızıla tutulmak istidadı bulunduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Kızıl hastalığı belirtileri</strong><br />
Mikrop alındık­tan  3 &#8211; 5 gün sonra hastalık tit­reme ve ürpermelerle başlar. Ateş az zamanda yüksek derece­ye çıkar. Hastalarda görülen ilk belirtilerden birisi bademcikle­rin şişip iltihaplanarak kıpkır­mızı bir hal alması ile ortaya çıkan anjindir. Bulantı, kusma, baş ve bel ağrıları olur. Hastalar yatağa yatmağa mecbur olurlar. Hasta boğazının ağrısından şikâyet eder. Yutkunmada zorluk vardır. Dil paslı, dudaklar kurudur.<br />
Ateşin yükselmesinden bir iki gün sonra,  göğüs­ten ve boyundan başlamak üzere, vücudun derisi üstünde, bir takım kırmızılıklar baş gösterir. Bu kırmızılıklar, kızarmakta olduğu gibi, tek tük lekeler halinde olmayıp geniş ve yaygın­dırlar. Adeta deri üzerine kırmızı mürekkep sürülmüş gibidir. Zaman geçtikçe bu lekeler yüze, kollara, göğse, sırta, karma ve bacaklara da yayılırlar.<br />
Yüzün her tarafını kırmızılık kaplar. Fakat hastanın du­daklarının Ve ağzının etrafında kırmızılık yoktur. Buraları soluk bir renktedir. Bu hal doktorlar tarafından kızıl için özel bir belirti olarak kabul edilmiştir. Lekeler, bazı defa, o kadar yaygın olur ki hasta âdeta al bir gömlek giymiş gibidir. Bu sırada hastanın dili kızarmış, üzerindeki ufak kabar­cıklar daha ziyade barizleşmişlerdir. Doktorlar bu görünüşte­ki dile  <strong>çilek dili</strong> derler ki kızıl hastalığı için özel bir başka belirti diye telâkki olunmuştur. Kızıl lekeleri  3 &#8211; 4 gün içinde son haddine vardıktan son­ra birinci hafta nihayetinde sönmeğe başlarlar. Hastanın ateşi <strong> </strong>8 &#8211; 12  gün kadar sürdükten sonra düşer. Nekahat devresinde derinin evvelce kızarmış olan yerleri kavlayıp kabarır. Büyük parçalar halinde deri döküntüleri hâ­sıl olur. Bu döküntüler el ayasında ve ayak tabanında daha büyük parçalar halindedirler. Kızıl bazı insanlarda çok hafif  şekilde geçmektedir.<br />
Bazı kimselerde yalnız bademcik iltihabı hâsıl olup deri­de kırmızılıkların çıkmadığı da olur,  <strong>lekesiz kızıl</strong>, bu takdir­de kızıl teşhis etmek zordur. Yalnız bu gibi vakalarda sonra­dan kızıla mahsus ihtilâtların ortaya çıkması geçirilen anjinin kızıla ait olduğunu göstererek hakikatin anlaşılmasına yardım eder. Kızılda görülen ihtilâtlar oldukça ağırdır. Bazı hallerde boğazda, bademciklerde, boyundaki lenfa boğumlarında kan­grenli bir iltihap başlar. Bu iltihap gittikçe ilerleyerek mik­ropların kana karışmasına ve hastanın kan zehirlenmesine uğ­rayarak tehlikeli bir duruma düşmesine sebep olabilir. Hasta­lığın şiddetinden dolayı hastanın kalbinde ve damarlarında ağır bozukluklar ve arızalar olduğu da vardır. Bazı hastalarda  <strong>Zaatüre</strong> şeklinde akciğer iltihapları gö­rülebilir. Bir takımlarında hastalığın birinci haftası sonların­da eklemlerin şişmesi ile, ateş ve ağrılarla romatizmaya ben­zer arızalar baş gösterir. Buna  <strong>kızıl romatizması</strong> derler. Bütün bunlardan başka sonradan gelmesi muhtemel olan bir hastalık daha vardır. Bu da hastalığın <strong>19 &#8211; 21 </strong> inci gün­leri arasında, bazı hastalarda, birden bire her iki böbreğin bir­den iltihaplanması halidir. Bu takdirde hastanın tansiyonu birdenbire yükselir. Bunun arkasından ateş çıkar, idrar mik­tarı azalır, içinde albümin bulunur. Aynı zamanda hastanın göz kapaklarında, yüzünde, ellerinde ve ayaklarında şişlikler hâsıl olur. Bu hal çabuk tedavi edilmezse hastanın hayatı teh­likeye girebilir.</p>
<p><strong>Kızıl hastalığı tedavisi</strong></p>
<p>Hastanın üç hafta kadar yatakta yatması lâzımdır. Oda­sı havadar, bol ışıklı ve temiz olmalıdır.<br />
Hastaya ateşli zamanında sulu, hafif, sindirilmesi kolay gıdalar verilmelidir. Bazıları hastalığın sonunda görülmesi ih­timali olan böbrek iltihabını verilen kuvvetli gıdalara atfede­rek hastaya fazla kuvvetli gıda maddeleri vermekten korkar­lar. Onu uzun müddet süt ve yoğurt ile beslemek isterler. Bu hal hastayı aç bırakmak ve hastalığa karşı dayanıksız hale ge­tirmek bakımından lüzumsuz ve zararlıdır. Hakikatte böyle bir korkunun yeri yoktur. Çünkü böbrek iltihabını, gıda mad­deleri değil, mikrobun zehirleri yaparlar. Böbrek iltihabı ze­hirlere karşı hastanın vücudunda mevcut allerjiden ileri gelir.<br />
Esasen böbrek iltihabı her hastada mutlaka görülmez. Kı­zıl zehirlerine hassas insanlarda olur. Nitekim derin perhiz yapan hastalarda da böbrek iltihabı hâsıl olmaktadır. Hasta­lık sırasında lüzum hâsıl olursa kalp ve damarları kuvvetlen­dirici ilâçlar verilir.<br />
Son yıllarda keşfedilen  <strong>sulfamid, Penicillin</strong> dedi­ğimiz antibiyotik ilâcın kızıl hastalığında çok şifalı tesirleri vardır. Bugün bunlar ve diğer bazı antibiyotikler sayesinde kızıl kolaylıkla tedavi edilmektedir. Bu sayede kızılın tedavi­sinde eskiden çok kullanılan  <strong>kızıl serumu</strong> artık lüzum kalmamıştır.</p>
<p><strong>Kızıl Hastalığından Korunma Yolları</strong><br />
Sağlamların hastalarla temas etmemesi baş­ta gelen tedbirdir. Hastaya bakanlar kendilerini gayet temiz tutulmalıdırlar. Çünkü hiç hasta olmadan boğazlarında mik­rop taşıyan ve etrafa bulaştıran sağlam insanlar da vardır.<br />
Hastanın bütün eşyası, yatak ve yemek takımları dikkat­le dezenfekte edilmelidir.<br />
Kızıllı çocuğun hasta iken yatağında oynadığı oyuncaklar­da bulaşmada vasıta olabilirler. Hastalıktan sonra bunları iyi temizlemeli, ucuz ve önemsiz olan oyuncaklar yakılmak sure­tiyle imha edilmelidir.<br />
Kızıla tutulan çocukların ortalama olarak (40) gün müd­detle okula gitmemesi lâzımdır. En doğrusu birer hafta ara­lıkla üç defa boğaz ifrazlarında mikrop aranıp bulunmadığı anlaşıldıktan sonra okula gitmesine müsaade olunmalıdır.<br />
Kızılın mikrop zehirlerinden yapılmış bir aşısı varsa da aşının hazırlanmasının ve geniş ölçüde tatbik edilmesinin zor olması, koruyucu kabiliyetinin şüpheli bulunması dolayısıyla bu aşı pratikte önemli bir yer tutmamıştır.<br />
Bazı doktorlar hastanın yakınında bulunan sağlam çocukları korumak için bunlara bir hafta müddetle az miktarda  <strong>sülfamid</strong> verilmesinin uygun olacağını söylemişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hastaliklar.gen.tr/kizil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>göz tansiyonu</title>
		<link>http://www.hastaliklar.gen.tr/goz-tansiyonu.html</link>
		<comments>http://www.hastaliklar.gen.tr/goz-tansiyonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 20:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serdar</dc:creator>
				<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hastaliklar.gen.tr/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[Başlangıçta görme bozukluğu yoktur. Harabiyet yıllar içinde yavaş yavaş ilerler. Hastalık ilerledikçe görmede ciddi kayıplar oluşur. Hasta görme kaybını fark ettiği zaman artık hastalık çok ileri safhadadır.
Glokoma bağlı hasarın oluşum veya ilerlemesini arttıran pek çok risk faktörü vardır. Yüksek göz içi basıncı bunlardan en önemlisidir. Göz tansiyonu ne kadar yüksekse harabiyet gelişme riski o kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-227" title="tansiyonu" src="http://www.hastaliklar.gen.tr/wp-content/uploads/2010/03/tansiyonu.jpg" alt="tansiyonu" width="265" height="174" />Başlangıçta görme bozukluğu yoktur. Harabiyet yıllar içinde yavaş yavaş ilerler. Hastalık ilerledikçe görmede ciddi kayıplar oluşur. Hasta görme kaybını fark ettiği zaman artık hastalık çok ileri safhadadır.</p>
<p>Glokoma bağlı hasarın oluşum veya ilerlemesini arttıran pek çok risk faktörü vardır. Yüksek göz içi basıncı bunlardan en önemlisidir. Göz tansiyonu ne kadar yüksekse harabiyet gelişme riski o kadar fazladır. Diğer risk faktörlerinden en önemlileri; hipertansiyon, diabet, arterioskleroz, migren, reynaud fenomeni gibi damarsal hastalıklar ve kalıtımdır.</p>
<p>Normalde, sağlıklı gözlerde ölçülen göz içi basıncı 9-21mmHg. arasındadır. Ama göz tansiyonu düşük olmasına rağmen glokoma bağlı harabiyet gördüğümüz hastalar ve ayrıca göz tansiyonu yüksek olduğu halde hiçbir harabiyet gelişmemiş hastalar da vardır. Sonuç olarak göz tansiyonunun sınırı kişiye ve risk faktörlerine göre değişir.</p>
<p>Göz tansiyonunun belirtileri, akut glokomda şiddetli baş ve göz ağrısı, bulantı, kusma, bulanık görme, ışıklar etrafında renkli halkalar görme, gözde kızarıklıktır. Hasta hemen doktora gideceği için tanı daha kolaydır. Kronik glokomda ise hasta ileri dönemlere kadar herhangi bir şey hissetmez. Görme kaybını hissettiğinde ise hastalık artık çok ileri dönemdedir. Bu nedenle, 40 yaşın üstündeki kişiler 2-3 yılda bir, ailesinde glokom olan kişiler ise senede bir mutlaka göz doktoruna muayene olmalıdır. Erken teşhiste tedavi daha kolaydır ve daha iyi sonuç verir.</p>
<p>Göz tansiyonu tanısı çoğunlukla hasta gözlük almak için göz doktoruna muayene olduğu sırada tesadüfen konur. Bu nedenle özellikle 40 yaş üstünde görme bozukluğu olan kişiler market veya gözlükçülerden gözlük almamalıdır. Bu kişiler göz doktoruna gittiği zaman göz muayenesi sırasında göz tansiyonuna ve göz sinirine bakılacaktır. Göz tansiyonundan şüphe edilen kişilere görme alanı, pakimetri, OCT gibi daha ileri tetkikler yapılır, göz siniri hücreleri ve sinir liflerinde harabiyet olup olmadığını araştırır. Ancak bütün bu tetkiklere rağmen hastalığın erken döneminde glokomlu göz ile normal gözü ayırmak, glokom tanısı koymak zordur.</p>
<p>Glokom tedavisi; ilaç, laser tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere 3 çeşittir. Tedavi şeklinin seçiminde erken dönemde ya da geç dönemde teşhis konmuş olması, hastanın yaşı, hastanın düzenli ilaç kullanıp kullanamaması da rol oynar.</p>
<p>İlaç tedavisine rağmen göz tansiyonu yüksekse veya göz harabiyet devam ediyorsa cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Ameliyatın amacı görmeyi arttırmak değil korumak yani göz tansiyonunu düşürmektir. Ameliyat sonrası tekrar ilaç tedavisi ve bazen ikinci bir ameliyat gerekebilir. Ancak ameliyat yapılmazsa sonuç körlüktür.</p>
<p>Glokomda hastaya uygun tedavinin seçilmesi kadar hastanın bu tedaviyi doğru uygulaması ve doktor kontrollerine düzenli gitmesi önemlidir. Hastalar genellikle verilen ilacı 1-2 kutu kullanıp iyileştiklerini düşünerek keserler. Ancak glokom ilaçları antibiyotik gibi kullanılmazlar.</p>
<p>Aynı şeker ve kalp hastaları gibi ilaçlarını doktor değiştirmedikçe veya kesmelerini söylemedikçe ömür boyu kullanmaları gerekir. Hipertansiyonu ve şeker hastalığı olan kişilerde glokom da varsa, sinir harabiyeti daha hızlı olacaktır. Bu nedenle tansiyon ve şekerin kontrol altında tutulması gerekir.</p>
<p>Kolesterol ve lipid seviyesindeki yükseklik damar sisteminde ve buna bağlı olarak göz sinirinin beslenmesinde bozukluğa neden olacağından diyet ve ilaçla tedavi edilmelidir. Migren ve el-ayak üşümesi gibi vasomotor bozukluğu olanlar tedavi olmalıdır. Yeterli egzersiz, yeterli uyku, taze meyve-sebze yeme, sigara içmeme gibi sağlıklı yaşam için gerekli davranışlar önerilmektedir. Ağır psikolojik stresten de sakınılmalıdır.</p>
<p>Dünyada ortalama 70 milyon insanda glokoma bağlı görme kaybı olduğu düşünülmektedir, ancak insanların sadece yarısı bu hastalığın farkındadır. Göz tansiyonuna bağlı körlüğe kadar gidebilen görme kaybı zamanında teşhis ve uygun tedavi ile önlenebilir. Yapılacak tedaviler eski görmeyi geri getiremez, sadece daha fazla görme kaybı olmasını engeller. Bu nedenle glokomda erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hastaliklar.gen.tr/goz-tansiyonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>düz taban ayak</title>
		<link>http://www.hastaliklar.gen.tr/duz-taban-ayak.html</link>
		<comments>http://www.hastaliklar.gen.tr/duz-taban-ayak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 03:37:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemile</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hastaliklar.gen.tr/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[Düz taban ayak nedir

Çocukluk döneminde çok sık rastlanan,  ayak parmaklarının köküyle, topuk arasında bulunan boşluğun olmamasıdır. Genelde  çocuklar düztaban olarak doğarlar ve zaman içinde ayak kavisleri kendiliğinden oluşur.
Normalde yere bastığımızda ayağın iç  kısmı yere temas etmez ve bir kavis oluşturur.
Bazı insanlarda bu bölge değişik derecelerde yere temas eder.
Ayak kavsini sağlayan kemiklerin yapısı ve bağlardır. Çocuklarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düz taban ayak nedir<br />
</strong></p>
<p>Çocukluk döneminde çok sık rastlanan,  ayak parmaklarının köküyle, topuk arasında bulunan boşluğun olmamasıdır. Genelde  çocuklar düztaban olarak doğarlar ve zaman içinde ayak kavisleri kendiliğinden oluşur.<br />
Normalde yere bastığımızda ayağın iç  kısmı yere temas etmez ve bir kavis oluşturur.<br />
Bazı insanlarda bu bölge değişik derecelerde yere temas eder.<br />
Ayak kavsini sağlayan kemiklerin yapısı ve bağlardır. Çocuklarda kemikler henüz tam gelişmediğinden ve bağlar da çok esnek olduğundan ayak kavisi tam gelişmemiştir. Ayrıca kavisin olduğu bölgede yağ yastığı kalındır ve bu bölgedeki çukurluğu doldurarak düztaban izlenimi verebilir.</p>
<p><strong>Düz taban ayak kimlerde görülür</strong></p>
<ul>
<li>Aşırı şişman veya zayıflarda.</li>
<li>Topuk kemiğinin kırılmasında.</li>
<li>Hiç ayakkabı giymemiş kişilerde, çocuklarda.</li>
<li>Uzun süre ayakta durmayı gerektiren işlerde çalışanlarda.</li>
<li>Ayak kemerlerini  destekleyen, kaslarda oluşabilcek  zayıflamada.</li>
</ul>
<p><strong>Düz taban ayak şikayetleri</strong></p>
<p>Düz taban ayaklı kişiler , uzun süre ayakta kaldıkları zaman şiddetli ağrılar oluşur, yürümede güçlük çeker.Ayakları düztaban olmasına rağmen çoğu çocuğun hiçbir şikayeti yoktur. Bazı çocuklar yorgunluktan ve ağrıdan şikayetçi olabilir. Bazıları da ayakkabılarını çabuk deforme ederler. Ancak çoğu zaman şikayetçi olan ayağın şekli nedeniyle anne baba ve yakın çevreleridir.</p>
<p><strong>Düz taban ayak tanısı</strong><br />
Düztabanlık tanısı genellikle yalnızca fizik inceleme ile konabilir. Ayak kavsinin şekli yere basarak bakılır. Ayak havaya kaldırıldığında kavis oluşuyorsa buna <strong>esnek </strong>düztabanlık denir. Ayak bileği hareketi kontrol edilerek <strong>Aşil</strong> tendonunun gergin olup olmadığına bakılır. Gerekli durumlarda ayağın röntgen filmleri ve tomografisi çekilebilir. Ayakkabılar incelenerek anormal aşınmalar not edilir.</p>
<p><strong>Düz taban ayak tedavisi</strong><br />
Çocuklarda ayak kavisi  oluşmaya 3 yaşından sonra başlar, bu yaşa kadar tüm çocuklar düztabandır. Bu yaştan önce ayakkabıların içine taban yükseltileri yerleştirmek sakıncalıdır ve ağrıya yol açar. 3  yaş sonrası ayak kavisi gelişmeye başlar ve bu 10 yaşına kadar devam eder. Bu tamamen doğal bir süreçtir ve giyilen ayakkabı ile ilgisi yoktur, herhangi bir tedavi gerekmez. Düztabanlık ağrılı ise nedeni araştırılır. Aşil tendonu gergin ise germe egzersizleri verilir. Ayakkabı anormal aşınıyorsa uygun destekler verilebilir. Esnek düztabanlıklar ileri yaşlarda sebat edebilir, ancak genellikle ağrısız olup tedavi gerektirmezler. Bazen tabanlık desteği faydalı olabilir. Esnek olmayan düztabanlıklar çeşitli sebeplere bağlı olabilir. Sebebin araştırılması, ağrılı ise tedavi edilmesi uygundur. Tedavi için ayakkabı içine destekler, egzersizler uygulanabilir. Bazı durumlarda ise cerrahi tedavi gerekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hastaliklar.gen.tr/duz-taban-ayak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>boyun fıtığı</title>
		<link>http://www.hastaliklar.gen.tr/boyun-fitigi.html</link>
		<comments>http://www.hastaliklar.gen.tr/boyun-fitigi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 02:38:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemile</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortopedi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hastaliklar.gen.tr/?p=222</guid>
		<description><![CDATA[Boyun fıtığı
Boyundaki  eklemlerde oluşan sinir sıkışması, kireçlenme gibi  rahatsızlıklarla birlikte, sinirlere ve damarlara  yapılan baskıya boyun fıtığı denir. Boyundaki bir diskin yırtılarak fıtıklaşması  söz konusudur.
Yaşlı kişilerde disklerde ve eklemlerde yaşa bağlı değişiklikler de sinirlere baskıya neden olabilir. Gençlerde ise sinir hasarının en önemli nedeni boyun fıtığıdır. Fıtıklaşan disk sinire baskı yaparak ağrı ortaya çıkarır. Belde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boyun fıtığı</strong><br />
Boyundaki  eklemlerde oluşan sinir sıkışması, kireçlenme gibi  rahatsızlıklarla birlikte, sinirlere ve damarlara  yapılan baskıya boyun fıtığı denir. Boyundaki bir diskin yırtılarak fıtıklaşması  söz konusudur.<br />
Yaşlı kişilerde disklerde ve eklemlerde yaşa bağlı değişiklikler de sinirlere baskıya neden olabilir. Gençlerde ise sinir hasarının en önemli nedeni boyun fıtığıdır. Fıtıklaşan disk sinire baskı yaparak ağrı ortaya çıkarır. Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılır­lar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklar­dan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilere göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır.<br />
İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kola giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamayı sağlayan sinirlere baskı yapar. Böylece boyun, kol ağrısı ve o kolda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissedilir.</p>
<p><strong>Boyun fıtığı belirtileri</strong><br />
Boyundaki sinir sıkışmasının başlıca belirtisi kola, boyna, göğse  veya omuzlara yayılan ağrıdır. Parmaklarda ve ellerde uyuşma ve karıncalanma ile kas güçsüzlüğü de görülebilir. Diğer belirtilerden biri de ellerde koordinasyon <strong>eşgüdüm</strong> kaybıdır.<br />
Sinir seviyesinin hangi seviyede  <strong>yani hangi omur düzeyinde</strong> olduğuna bağlı olarak, ağrı ve güçsüzlük değişik bölgelerde hissedilir.</p>
<ul>
<li>C4 ve C5 omurları arasındaki sinir  <strong>C5 kökü</strong> sıkışırsa boyun kökünde omu­zlara ve üst kola yayılan ağrı oluşur. Biseps kasında güçsüzlük ve omuzda his kaybı görülür.</li>
<li>C5 ve C6 omurları arasındaki sinir  <strong>C6 kökü</strong> sıkışırsa boyundan omuza ve kürek kemiğine doğru yayılan ve kolun dış tarafına doğru inen bir ağrı oluşur. Biseps kasında güçsüzlük, baş parmak ve işaret parmağında uyuşukluk hissedilir.</li>
<li>C6 ve C7 omurları arasındaki sinir  <strong>C7 kökü</strong> sıkışırsa boyundan ve omuz­dan kolun yan yüzüne ve orta parmağa yayılan bir ağrı oluşur. Triseps kasında güçsüzlük, el sırtında ve orta parmakta uyuşma hissedilir.</li>
<li> Hastalar ellerini başlarının üstüne koyduklarında ağrıda ve uyuşukluğun kay­bolduğunu belirtebilirler. Çünkü bu durumda omurlar arasındaki açıklık art­tığından sinir üzerindeki baskı azalır.</li>
</ul>
<p><strong>Boyun fıtığı tedavisi</strong></p>
<p>Tedavi hem sinir kökü üzerindeki baskıyı azaltmaya hem de belirtileri hafiflet­meye yöneliktir.<br />
Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi uygulanır. <strong>Fizik tedavi;</strong> boyun traksiyonu<strong> çekme</strong>, boyun hareketleri, egzersizler ve ağrıyı ortadan kaldırıcı diğer yöntemlerden oluşur. Fizik tedavi yeterli gelmediği zaman son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne  <strong>epidural steroid</strong> enjeksiyonu  veya kateter  <strong>epidural lizis</strong> adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi düşünülür. Yine son zamanlarda geliştirilen girişimsel yöntemlerden birisi nükleoplastidir. Doğrudan diskin içine elektrotla ulaşarak diskin ısıtılması ile içinin basıncı düşürülmeye çalışılır. Eğer sinir üzerindeki baskı çok şiddetliyse, kas güçsüzlüğü ileri boyuttaysa, fıtıklaşan disk kısmını çıkarmak ya da sinirin omurgayı terk ettiği boşluğu genişlet­mek üzere cerrahi tedavi uygulanabilir.<br />
Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın daha sonra hastanın düzenli olarak boyun egzersizlerini yapması ve boyun koruma prensiplerine uyması ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hastaliklar.gen.tr/boyun-fitigi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
